Korkuyu beklerken
Korkuyu beklerken
Hikaye köpeklerin kahramanımıza havlamasıyla başlıyor. Bu havlamaların daha önce hiç olmaması belki de gelecek olan fırtınanın habercisidir. Kahramanın bu havlamaların düzen sarsıntısının ilk örneği diyebiliriz. Hem de bunu hikayenin ilk cümlesinde aktarması çok ilginçtir. Sabırsızca hemen konuya dahil etmiştir okuyucuyu. Kahramanın aklına hemen havlayan köpek ısırmaz atasözü gelmiştir. Bu sözün aklına gelmesi onun geçmişten tamamen bağının kopamamasına işarettir. Akabinde bu atasözünü hatırladığı için kendine kızacaktır. Çünkü o topluma ait biri değildir. Herkes gibi düşünmez. Bir köpek havlamasıyla geçmişe dönemez. Sokağı anlatırken 3 evin 3 çöp kutusunu anlatır. Oturduğu sokak düzenlidir. Köpeklerin oturduğu mahalleye gelemeyeceğini düşünür. Çünkü sokak modern insan için yaratılmıştır. Doğaya aitlik istenmez. Evine gelirken düşünceye dalıp kendini bir anda evin önünde bulması zamanın izafiliğine örnek teşkil eder. Sallanacak koltuğuma kadar düşünecek bir şeyler çıkardı ifadesi modern insanın eşyayla birlikte düşünüldüğünü anlarız. Eşya insanı düşündürür, sorun yaratır, meşgul eder. Eve girişini sırasıyla anlatırken yine büyük bir düzen görürüz. Kapı kilidini kaç kere çevireceğini bile hazırlamıştır. Modern insanın robotik hale dönüşmesin iyi bir örnek olabilir. Kahraman eve girdikten sonra ilk neden aklına düşer. Neden evlerin en ucundaki evde oturuyorum diye sorar kendine. 55 adımlık mesafe bile hesaplanmıştır. Başka bir düzen örneği daha. Aynaya bakınca yalnızlığıyla yüzleşir, umutsuzluğa kapılır ama hemen aklına başka bir atasözü gelir. Toplum normları aslında ne kadar hayatta tutucu olduğunu görürüz burada. Bireyin tek başınalığı umutsuz eder insanı. Umutsuzluk hastalıktır. Sayfa 33'de yine evdeki eşyaları sıralar. Bunlar bilerek yazılmıştır. Okuyucuya bireyin dünyasını tanıtmak için. Evinde zarf bulur ama kimseye mektup yazmadığını hatta evinde mektubu koyacak zarfın olmadığını anlar. Çünkü konuşacak kimsesi yoktur. Yine yalnızlığıyla yüzleşmiştir. Mektubun bulunuşu kahramanda korku yaratır. Onu mantığına oturtamaz. Nereden kimden geldiğini bilemez. Bireyin aklı tek başına bu durumu açıklayamaz. Sebep aramaya başlar, insanlık tarih boyunca anlamlandıramadıklarına sebep aramıştır. Mektubu okuduktan sonra yabancı sevmediğini söyler kahraman. Hatta konsolosluklardan nefret ettiğini söyler. Yabancı sevmemesinin nedeni yine kendini tek bir kişi olarak gördüğü içindir. Ona ondan başkası yabancıdır. Evinde tek yaşamaktadır. Ailesini görmeyiz hikayede ama ne gariptir evini temizlemek için okuma yazma bilmeyen alt tabaka insandan seçmiştir. Ona muhtaç olduğunu kitapta hissederiz. Mektubu aldıktan sonra kendisinden de yabancı biriyle karşılaşmanın huzursuzluğuyla yaşamaya başladı. Artık yeni yabancı bir mektup olmuştur. Mektubu aldıktan sonra biletçiye neredeyse gülümseyeceğini söyler kahraman. Sayfa 37'de aydın kişinin bu mektubu aldığında nedenlerini bularak onunla övündüğünden bahseder. Kendisi de bu işe girişir. Otobüse binerken aydın kişilerde görülen narsizmin örneğiyle karşılaşırız. Otobüse biner kahramanımız ama herkesten kendini üstün görerek biner. Kendisini kimsenin anlamayacağını zannederek biner otobüse. (Ne acı.) Üniversitedeki öğretim üyesini anlatırken bize onun daha birey olduğunu hissederiz. Çünkü istediği zaman istediğini yapabilir diyor kahraman. (İRONİK) Her zaman vakti olduğu halde olmadığını söyler, bilmem belki kendini mühim insan yapmak istemiştir. Zaman yönetimine sahip birey yapmak istemiştir kendini. Kendisini aydın zanneden kahramanımızın evinde birçok kitap vardır. Latince ve ingilizce öğrenmek için çalışmalara başlamıştır. Mektubun çevirisini yakmaya çalışır kahramanımız ama onu bile beceremez. Nereden gelir bu beceriksizlik? Okuyucu bu soruyu sorar kendine. Ortalığı hep berbat etmiştir bir mektubu yakamadığı için. Ortalığı onca uğraş sonucu temizlemiştir ama ufak bir yanık izi taşlarda kalmıştır. Bu iz birçok şeye benzetilebilir. Mektubun kahramanımızın içine koyduğu korkuyu temsil edebilir. Sayfa 62'de kahraman kendi hayatını tanıtırken bunu hep eksik söylediğini zanneder. Başa dönüp tekrar hayatını tanıtır. Hiçbiri içine sinmez. Onun hayatı neyle geçmişti, onu ne o yaptı? Modern hayatın iletişim aracı olan ev telefonunu da kesmişlerdir. Bu evin içinden artık ulaşım aracının da yok olduğunu gösterir. Kahramanımızı ardından yemek yapma girişimiyle karşılaşırız. Birçok ürünü vardır evde ama ne yapacağını bilemez. Bu neye benziyor biliyor musunuz? Elinde o kadar imkan varken mutlu olamayan insana. Bilgeliğe açken bilgiyle boğuluyoruz. Peki sonuç olarak elimizde ne kalıyor. Ne yaşadığını bilmeyen canlılar, sorularını unutan kafalar, yatağına kafasını rahat koyamayan ruhlar, beceriden her geçen gün uzaklaşan eller, uyuşturulan bedenler. Kahramanımızın seçtiği yemek ise manidardır: Aşure. Geleneksel bir yemek olan aşureyi seçmesi eldekilerin birbiriyle uyumsuz olmasıyla bağdaştırılır. Her biri birbirine yabancı ürünler ama lezzeti tartışılır geleneksel yemek ortaya çıkmıştır. Kahramanımızın zor zamanına yine toplumun kabul ettiği aşure yetişmiştir. Kahramanımız evden hiç çıkmadan günlerini geçiriyordu. Yemeği bitiyordu. Bahçeye çıktığında karşısına motorsikletli bir çocuk geldi. Bu avamdan sayılacak çocuk aydın dediğimiz kişinin ihtiyacını gidermek için emir bekliyordu. Sayfa 70'de kahramanımız itirafta bulunuyor. Günlerdir aç ve yalnız başına durmanın etkileriyle artık kendini tanıyamaz hale gelmiştir. Okuduğu kitaplar, öğrendiği bilgiler onu tanımlayamamıştır, demek ki hayat okunacak kavram değil, yaşanacak bir mesele olmalıydı. Aynı sayfada toplum hakkında gözlemini öne sürer, olumsuz bir eleştiridir bu. Lakin bu olumsuz eleştiride bile toplumun gerçek hali olduğunu öne sürüyor. Ne kadar toplumu eleştirse de onun hayatın asli unsuru olduğunu düşünür. Sayfa 72'de kahraman babasından söz eder. Babasının her şeyi ilk akıl edişinin kendisinde de olduğunu fark edince tiksinti duyar. Aynı sayfada kahraman farklı bir itirafta daha bulunur. " Tabiattan, payıma düşen çok az şey kalmıştı. Ömrümü eşya ile geçiriyordum" cümlesi modern insanın beton ve plastik ile yapay dünyanın bir bileşeni haline geldiğini gösterir. Hatta eşya ile insanı bir tuttuğunu da ekler kahraman. Eşya ile insanın değerinin eşitlenmesi ne demektir? Kahramana göre insanlar araçtan başka bir şey değildir. Sadece kahramana göre mi hayır modern insan da başka insanlar araçsallaştırmıştır. Hepimiz bir yarışa konulduk, birbirimizin üstünden geçmeye çalışıyoruz. Kahramanımız sayfa 72,73,74. sayfalarda ilginç izlenimlerini aktarıyor. "Aslında, bütün düşmanca tavırlarım ve kötü düşüncelerim yüzünden nereden geleceğini bilmemekle birlikte bir ceza bekliyordum. İnsanlar için ve tabiat için iyi şeyler düşünmüyordum; dünyaya kendimden bir şey veremiyordum. Kendimi kendime saklıyordum; kendiliğimden bir davranışta bulunmuyordum. Bu duruma daha fazla dayanamazlardı. Belki, yürürlükteki kanunlarla bana bir şey yapamazlardı; fakat, dünyanın düzeni çok yönlüydü, karmaşıktı" "Yeteneklerimi, sevgisizlik yüzünden boşuna harcamıştım: Resim yapmayı becerebildiğim halde, resmini yaptığım şeyi bir türlü sevemediğim için, resimler biçimsiz olmuştu, yarım kalmıştı." Kahramanımızın sevgisizliği var, gösteriş sevdası var. Dünya kahramanımız gibi insanlarla dolu olsaydı beton çölüne döneceğini söylemiştir. (Modernite eleştirisi) Yaşadığı duyguları bile sahte olduğundan bahseder kahraman. İlerleyen sayfalarda bir amelenin kendisine ilgi gösterdiğini görür. Halini hatrını sorar. İlgi gördüğüne sevinir kahraman. Bahçesinde ayrık otları vardır. İsmi gibi kahramanımıza benzetilebilir. Ayrıca toprağın gücünü aldığına göre korkuya da benzetilebilir. Baş yıkıcıyla sohbetlerinde bahçe hakkında bilgi alır. Burada pratik bilginin hayat içinden birinden gelmesi önemlidir. Yazar bunu bilerek koymuştur. Hatta kahramanımız bu bilgileri duyunca şaşırır ne kadar bilgili diye. Baş yıkıcı günün birinde saksı getirir kahramana. Kahramanımız sorumluluk almamış bir tip olduğundan korkmaya başlamıştır. Bu yüzden hiç evlenmemiş bu yüzden hiç çiçek yetiştirmemişti. İlerleyen sayfalarda bankadan 3 adam gelir. Parası biten kahramanımızın imdadına koşarlar. Ne gariptir. Banka modern dünyanın mabedleri gibidir. Kahramanımızı bir o yana bir bu yana çeke çeke oynatırlar. Şaklaban gibi verdikleri ödülle bir de fotoğraf çekinirler. Kahramanımız evden çıkmadan mektupla üniversite bitirir. Üniversitede bile toplum içerisine karışmayan birey durumundan hala ısrarcıdır. Kahramanımız yanındaki evinin yıkılmasından son derece rahatsız olur. Düzen yine bozulacaktır. Mahalle değişecektir. Bu yıkım kendi evinin de sonunu getirecektir. Evinin duvarında ufak çatlaklar görünmeye başlar. Şikayet etmek ister ama onu da yapamaz. Kahramanımız sadece düşünmekten eyleme sıra gelmiyordur. Kahramanımız topluma karışmadan birçok iş yapmak istiyor ama bunların hepsi hayalden ibarettir. Kamu çalışanı olmanın başarısızlık sembolü olduğunu söyler kahraman. Başka açılardan toplum birey mevzusu. "Vatandaşın hakları şunlardır: Bir: İstediği gibi gezer, yani seyahat hürriyeti vardır. Ben, bugüne kadar bir yere gidemedim, pek fırsat olmadı, para kazanmakla uğraşıyordum, fakat borçlardan bir türlü kurtulamadım." bu alıntıda yine modern insan eleştirisi vardır. Kahraman aklın yolundan çıktığı için mezhebin cezalandırdığını düşünüyor. Kahramanın aile bağları da kuvvetli değildir. Onları belki yılda bir kez görür. Ayrıca kahramanımız evlenmek de istemektedir. Bu toplumun kabul ettiği normlara uymak demektir. Herkes gibi olmak demektir. İlerleyen sayfalarda kahramanın evi yıkılır, düzeni bozulur, dünyası da beraberce çöker. Sonunda polise gider kahraman ama polisler kahramana inanmazlar. Çünkü hali durumu pek de sağlıklı değildir. Polisler onun deli olduğuna inanırlar. Belki bir yabancıya dönüşmüştür kahramanımız.
Yorumlar
Yorum Gönder